Köy dediğin, sadece evlerden ve tarlalardan ibaret değildi. Orası, insanın insana güveni hissettiği, dostluğun ve samimiyetin en saf hâlinin yaşandığı mekândı. Her tencere, yalnızca yemek değil, paylaşmanın, dayanışmanın, gönül bağlarının simgesiydi. Bağlarda toplanan üzüm, kaynatılan pekmez, sadece yiyecek değil, köyün ruhunu besleyen bir berekettir. Tarlalar birlikte sürülür, çatal sökülse yerine dikilirdi. Çünkü herkes bilirdi: Emek paylaşıldıkça çoğalır, gönüller birleştiğinde hayat anlam kazanır.
Ama bugün… Ne yazık ki, “kurudu bağları, çıkmıyor pekmez.” Sadece bağlar değil, gönüller de kurudu. İnsanlar birbirine sırtını döndü, kalpler birbirinden uzak. Hatır sormak unutuldu, gönül gözetmek silindi. Yüzlerinde yılların izini taşıyan ihtiyarlar, helâl ile haramın farkını ayırt etmeden ömür tüketti. Mescide gidiyorlar belki, ama kalpler temiz değil; iman, yalnızca ritüelde kaldı.
Eskiden camide omuz omuza durulan safta, cami çıkınca da kardeşliğin izi vardı. Şimdi aynı safta duranlar, kapıdan çıkınca birbirini incitecek sözler söylemekten çekinmiyor. Komşuluk, paylaşmak, dayanışma; yerini yalnızlık, bencillik ve çıkarcılığa bıraktı. Telefonların ışıkları evleri aydınlatıyor ama kalpler hâlâ karanlıkta. İnsanlık sessiz bir çığlıkta eriyor.
Köyler bir zamanlar sadece yaşam alanı değil, adaletin ve vicdanın merkeziydi. İhtiyar heyeti haksızlığa karşı tereddüt etmezdi. Bir söz, bir selam, bir yardım eli, altın değerindeydi. Şimdi ise “medeniyet” çoğu zaman sadece görünüşte kaldı. Hızla akan teknoloji ve yalnızlaşan bireyler, gerçek değerleri gölgede bıraktı.
Geçmişin o sıcak köy günleri, yalnızca hatıralarda kalmamalı. Köy, taş ve topraktan ibaret değildir; köy, insanlığın hâlâ nefes alabildiği bir yerdir. Ne bağdaki üzüm, ne kaynayan pekmez, ne de dikilen çatal tek başına anlam taşır. Onları değerli kılan şey, insanın insana verdiği kıymettir.
Gelin, kalplerimizi sorgulayalım. Komşuluğu, paylaşmayı, hatır sormayı unutmadan, kaybolan değerleri bugüne taşıyalım. Yoksa geriye sadece sessiz evler, taşlaşmış gönüller ve unutulmuş bir insanlık kalacak.
Unutmayalım ki; gerçek bereket, paylaşılan ekmekte değil, paylaşılan gönüllerde saklıdır. Ve eğer bu ders alınmazsa, bir gün köylerimizde sadece taşlar ve toprak değil, insanlığın kendisi de kaybolmuş olacak.