Bir Zamanlar Paylaşmanın, Komşuluğun ve Samimiyetin Olduğu O Güzel Günler...

Zamanın acımasız adımlarına yetişmeye çalışırken, bazen bir cümle çıkar karşımıza ve bizi yıllar öncesine götürür:
“Eskiden her şey daha güzeldi.”
Bu söz, yalnızca geçmişe duyulan bir özlemi değil; bugünün eksikliğini de anlatır aslında. Çünkü o “eskiden” dediğimiz günlerde, insanlar azla yetinmeyi, çokla paylaşmayı, gönülden sevmeyi bilirdi.

Bir mahallede birinin kapısı çalındığında, gelen mutlaka bir selamla gelirdi. Komşuluk sadece yan yana oturmak değildi; birinin derdi, diğerinin derdiydi. Sofralar sadeydi ama bereketliydi. Tencerede kaynayan yemek, bütün evleri doyururdu. Bir parça ekmek bölünür, “yetmez” denmezdi. Çünkü bereketin sırrı, paylaşmanın içindeydi.

Bugün ise apartmanlar yükseldi, pencereler çoğaldı ama göz göze gelen, yürekten selamlaşan insanlar azaldı. Binalar büyüdükçe gönüller daraldı. Aynı sokakta oturanlar birbirinin adını bile bilmez oldu. Eskiden insanlar kapı önlerinde sohbet ederdi, şimdi ekranların ardında yalnızlaşıyor.

Bir zamanlar “utanmak” diye bir kavram vardı. İnsan yanlış yaptığında yüzü kızarırdı, bir büyüğün önünde sesini alçaltırdı. Saygı bir mecburiyet değil, bir yaşam biçimiydi. Oysa şimdi edep unutuldu, ahlak eskisi gibi değil. Menfaat, dostluğun önüne geçti; çıkarlar, samimiyetin yerini aldı.

O yüzden bir yaşlının dudaklarından dökülen o cümle, hepimizin içinde bir şeyleri sızlatıyor:
“Eskiden her şey daha güzeldi.”
Çünkü o güzelliğin içinde sevgi vardı, insanlık vardı, gönül sıcaklığı vardı.

Belki de bugün yeniden başlamanın zamanı geldi.
Bir selamla, bir gülümsemeyle, bir hal hatır sormayla…
Belki yeniden o eski günlerin sıcaklığını birebir yaşatamayız, ama o ruhu yaşatabiliriz. Çünkü güzellik geçmişte değil, hâlâ insanın yüreğinde saklı. Sadece unuttuk… Hatırlarsak, yeniden yaşar.