Hayat, kimsenin bir anda değiştiği bir sahne değildir.
Ne bir gülüş ansızın solar, ne de bir yürek sebepsizce soğur.
İnsan zamanla değişir…
Çünkü hiçbir kırgınlık bir gecede oluşmaz, hiçbir mesafe bir anda doğmaz.
Toplumda çoğu zaman anlamaya çalışmak yerine yargılarız.
Birinin mesafeli duruşunu, suskunluğunu ya da sert bakışlarını gördüğümüzde hemen sorarız:
“Ne olmuş ki bu kadar içine kapanmış?”
Oysa sormayız:
“Ne yaşamış olabilir ki bu kadar değişmiş?”
Çok şey yaşamıştır belki…
Defalarca haksızlığa uğramıştır.
İyi niyeti kötüye kullanılmış, samimiyeti hafife alınmıştır.
Sustuğu her an, sessizliği bir zayıflık sanılmıştır.
Ve belki de en kötüsü;
İçten içe yandığı hâlde, tek bir “ah” bile etmeden geçmiştir hayatın içinden.
İşte bugün gördüğümüz tüm o kırgınlıklar, bir zamanlar gösterilen sabrın, verilen emeğin ve çekilen yükün bedelidir.
Her insan, içinde taşıdığı yüklerle değişir.
Bir gülüşün yerini suskunluk alır.
Bir sıcaklığın yerini mesafe...
Ve insanlar sanır ki bu, anlık bir tepkidir.
Hayır.
Bu, yıllarca birikenlerin sessiz patlamasıdır.
Nice gece sessizce ağlayan bir kalbin, artık kendini savunmayı seçmesidir.
Çünkü herkesin bir eşiği, bir dayanma noktası vardır.
Ve ne yazık ki insanlar çoğu zaman o eşik aşıldığında fark eder neye sebep olduklarını.
Kimse Durduk Yere Taş Duvar Olmaz.
Bu dünyada hiçbir insan, durduk yere kabuk bağlamaz.
Hiç kimse bir anda taş kalpli, mesafeli ya da soğuk olmaz.
Her davranışın ardında bir hikâye vardır.
Ve bazen bir öfkenin arkasında bir ömürlük sabır gizlidir.
İnsan değişir, evet…
Ama bu değişimin ardında hep çokça iyi niyetin hoyratça harcanmışlığı,
ve bir zamanlar edilen sessiz duaların cevapsız kalmışlığı yatar.
Bugün bir insan size duvar örmüşse,
Dün onun yüreğine taş koymuşsunuzdur, belki farkında olmadan.
Bu yaşanmışlıklara ait cümleler, hepimize aittir.
Çünkü bu dünya, birilerinin çokça sustuğu, sabrettiği ama sonunda değişmek zorunda kaldığı bir yerdir.
Kimse kırılmak istemez, uzaklaşmak da…
Ama insanlar bazen başkalarının davranışlarıyla şekil alır.
Unutmayalım:
Bir insanı yargılamadan önce, onun sessizliğini dinlemeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü bazen en çok susanlar, en derin yara taşıyanlardır.
Ve gerçekten kimse…
Durduk yere değişmez.