İnsan… Yeryüzünün en özel misafiri. Değeri ölçüyle değil, gönülle biçilen, yaratılmışların en şereflisi. Ama her insan, her yerde aynı kıymette değildir. Gerçek değer, insanı gerçekten anlayanların yanında ortaya çıkar. Çünkü bazı bakışlar vardır ki yüceltir, bazıları ise küçültür. Ama Allah’ın nazarında her kul kıymetlidir; sabreden, aşk ile yoğrulan, nefsini terbiye eden ve zorluğu Hakk için göğüsleyen kul, en kıymetlilerindendir.
Dünya, dışarıdan bakıldığında parlak ama içi sırlarla dolu bir perdedir. Bu alem, hakikati kolay kolay açığa vurmaz. Dünya, kimi zaman süslenmiş bir mecaz, kimi zaman acı bir öğretmendir. Bu yüzden onun sırrına ermek kolay değildir. Nice zorbaların, nice zalimlerin başı çektiği düzenlerde; adalet unutulmuş, merhamet çoktan terk edilmiştir.
Merhamet… Eğer gerçekten yüreklerde olsaydı, insanlar kendi peygamberlerine kıymazdı. Eğer adalet yerleşmiş olsaydı, zalimin yüzü bu kadar gülmezdi. Ama ne yazık ki dünyada adalet terazisi eğrilmiş, zalimin sözü geçer olmuştur. Onlar zulmü çeşit çeşit sunarken, kalpleri kararmış, vicdanları mühürlenmiştir. Haktan, hakikatten nasipsiz olanlar için ise cehennem yavaş yavaş değil, harıl harıl yanmaktadır.
Ama her karanlığın içinde bir nur saklıdır. Zulmün kol gezdiği zamanlarda bile, bir grup vardır ki başları dik, yüzleri nurludur. Onlar gölgeliklerin altında sabırla bekleyen, Hakk’ın izniyle hakikatin temellerini atan müminler ordusudur. Onlar, zorluğun ardından gelen kolaylığı, acının arkasındaki hikmeti bilirler. Çünkü bilirler ki elem geçicidir; sabır ise ebedi bir ikramdır.
Ve insan… Sadece et ve kemikten ibaret bir varlık değildir. Asıl olan, onun manasıdır. Mana yitirilmişse, geriye kalan sadece bir gölgedir. Ruhsuz beden nasıl ki bir anlam ifade etmezse, manasız insan da insanlığını yitirmiş demektir. İşte bu çağın en büyük sorunu da budur: İnsanlık, manasını arıyor.
O hâlde sormak gerekir: Biz insan olmayı mı unuttuk, yoksa insanlığın kıymetini mi? Kalbimizi hangi çorak toprağa ektik ki vicdanlarımız kurudu?
Yaralı yüreklere şifa olsun bu sözler… Çünkü hâlâ inanan, hâlâ sabreden, hâlâ duası secdeye sinmiş kullar vardır. Ve unutmayalım: En koyu karanlık bile, bir kıvılcım ile aydınlanır.