Bazı insanlar vardır; hayatı başkalarının üzülmemesi için yaşar. “O kırılmasın, bu mutlu olsun” diye diye kendi kalbini sessizce arka sıraya bırakır. Bir sofrada tuzu kendine fazla, başkasına kararında koyar; bir cümlede yükü hep kendi omzuna alır. Zamanla fark etmez bile, verdiğinin karşılığını aramaktan vazgeçtiğini… Çünkü o, vermeyi sevmeyi sanmıştır.

Geçmişin izleri işte tam burada başlar. Çocukluğundan beri öğrenmiştir susmayı. Büyüklerin yanında konuşmamayı, kalabalıkta geri durmayı, “idare et” demeyi. İdare etmek bir meziyet gibi öğretilmiştir ona. Kırılmak ayıp, yorulmak zayıflık, vazgeçmek nankörlük sayılmıştır. Böyle böyle gönlünün ömrüne ağır gelen bir yük birikir içinde; ama adı konmaz. Çünkü yük dediğin, başkasına taşıtılır sanılır, insan kendine yakıştırmaz.

Sonra bir gün durur. Aynaya bakar gibi bir sessizlikte kendine bakar. O an anlar ki; onca telaşın, onca fedakârlığın arasında kendisi için yapılmış tek bir cümle bile yoktur. Ne bir ertelemeden vazgeçmiştir ne bir “hayır” demeyi denemiştir. Herkes için koşmuş, kendine gelince yorulmuştur. İşte insanın en ağır fark edişi budur: Kendi hayatında misafir gibi yaşadığını anlamak.

Geçmişten gelen bu alışkanlıklar, insanı yerini yadırgayan bir çiçeğe çevirir. Toprağı vardır ama kendine ait değildir; suyu vardır ama ihtiyacına göre değildir. Güneş vurur ama ısıtmaz. Zamanla soluş başlar. Gürültülü bir çöküş değildir bu; sessizdir, kimse fark etmez. İnsan bile önce inkâr eder. “Biraz dinlenince geçer” der. Oysa solan, yorgunluk değil; ihmal edilmiş bir gönüldür.

Yine de geçmiş, yalnızca bir yük değildir. Aynı zamanda bir işarettir. Nerede fazla verdiğini, nerede kendinden eksilttiğini fısıldar. Eğer kulak verirsen, insan kendi toprağını değiştirebilir. Her şeyden vazgeçmeden de kendine yer açabilir. Bir cümleyi yarım bırakmayı, bir isteği ertelememeyi, bir günlüğüne bile olsa kendini seçmeyi öğrenebilir.

Çünkü insan, başkaları mutlu olsun diye solmak zorunda değildir. Bir çiçek, yerini bulduğunda yeniden canlanır. Geçmişin izleri silinmez belki ama yön değiştirir. Ve insan, ilk kez kendisi için bir şey yaptığında, içinden sessiz bir bahar geçer.