Bir zamanlar her evin bahçesinde, avlusunda ya da giriş köşesinde bir tulumba olurdu. Şimdi yerinde beton döşemeler, süs havuzları ya da otomatik sulama sistemleri var. Ama o günlerde tulumba, bir evin kalbi gibiydi. Su demekti, hayat demekti.
Musluk suyunun olmadığı, hazır suyun ise hiç bilinmediği zamanlardı. İçme suyu tulumbadan karşılanırdı. O su buz gibi olurdu, berrak, iç ferahlatıcı. Hele yazın sıcağında avuçla içildiğinde, sanki yüreğe kadar serinlik inerdi. Herkes kendi evinin tulumbasından içme suyunu temin eder, çayını, yemeğini bu suyla yapar, misafirine bu suyu sunardı.
Ama tulumbalar yalnızca içmek için değildi. O suyla bahçeler sulanır, ağaçların dibine hayat taşınırdı. Bir yandan domates fidelerine su verilirken, öte yandan tavukların önündeki kovalara doldurulurdu. Bazen sabah serinliğinde, bazen güneş batarken tulumbanın başında kollar sıvanır, her çekişte toprağın altından gelen o gürül gürül hayat sesine kulak verilirdi.
Her tulumbanın kendine has bir sesi vardı. Sanki her biri bir evin kalbinden gelen ritmi gibi… Kimisi kolu indirir indirmez su verir, kimisi nazlanır, suyu kaçırır. O zaman kovayla su getirilir, hazneye biraz dökülür, sonra sabırla çevrilirdi kol. Gelen ilk su damlası ise, emekle yoğrulmuş bir ödül gibi kıymetliydi.
Çocuklar tulumbanın başında büyürdü. Suyla oynamak, kovayı doldurmak, tulumbanın koluna asılmak... Bunlar sadece birer çocuk oyunu değildi; hayatın kendisiydi. O suyla hem oyun oynanırdı, hem eller yüzler yıkanır, hem de yaz günleri serinlenirdi.
Ve dikkat edin, her tulumbanın başında bir temizlik vardı. Çünkü oradan akan su, aynı zamanda sofraya gelen suydu. Kovalar yıkanır, kapakla örtülür, temiz bezle üstü örtülürdü. Bir saygı vardı suya, bir hürmet… Çünkü o su kolay gelmiyordu; kol gücüyle, sabırla ve alın teriyle çıkıyordu toprağın bağrından.
Bugün evlerimizde onlarca musluk var ama bir tulumbanın yerini hiçbiri tutmuyor. Çünkü tulumbadan sadece su akmazdı; geçmişin emeği, aile olmanın kıymeti, kanaatin ve sadeliğin ruhu da akardı o borulardan.
Ve şimdi sormak gerekir kendimize:
Bir tulumbanın koluna asılıp da çıkan su gibi berrak, doğal ve temiz ne kaldı hayatımızda?