Zaman, her şeyi değiştiren, her şeyi tüketen bir ustadır.
Ama ölüm, her şeyi eşitleyen son noktadır.
Hatay Arkeoloji Müzesi’ndeki bir lahitte yazılı olan bu cümle, ilk bakışta ürpertici gibi görünse de, aslında insanı gerçeklerle yüzleştiren sade ama sarsıcı bir hakikattir:
Ölüm, zengini de yoksulu da, alimi de cahili de, güçlüyü de zayıfı da aynı toprağa yatırır.
O anda ne malın kıymeti kalır, ne makamın…
Ne övgü kalır, ne öfke…
Geride yalnızca yaşanmış bir hayatın izleri, bırakabildiysek bir dua, bir tebessüm, bir hayır kalır.
MS 65 yılında yaşamını yitiren düşünür Seneca’nın sözleri, çağları aşan bir bakış açısı sunar bize. Her biri bir hayat dersi gibidir:“Para ile satın alınan sadakat, daha fazla para ile de satılır.”
Sadakat; altınla değil, yürekle ölçülür. Vefanın piyasa değeri yoktur. Günümüz ilişkilerinde menfaatin sadakate galip gelmesi, insanlığı içten içe çürüten bir yangındır.“Büyük bir servet, büyük bir köleliktir.”
Ne kadar çok şeye sahipsen, o kadar çok şey seni esir alır. Maddi zenginlik, özgürlüğü değil; çoğu zaman bağımlılığı artırır. Sahip olduklarımızın bizi yönettiği bir hayat, gerçek anlamda yaşanmış bir hayat değildir.“Aza sahip olan değil, çok isteyen fakirdir.”
Fakirlik, eksiklikte değil; doyumsuzlukta gizlidir.
Kanaatkâr insan zengindir; çünkü onun gözünde hayat, küçük şeylerde bile büyüktür.“Hayatı kaybetmekten daha acı bir şey vardır: yaşamın anlamını kaybetmek.”
Nefes almak yaşamaktır, evet. Ama anlamsız bir nefes, boş bir hayat demektir. Sadece var olmak, yaşamaya yetmez. İnsan, yaşarken de tükenebilir…
Asıl mesele, ölmeden önce neden yaşadığını bilmektir.“Ey hayat, senin bu kadar önemli tutulman, ölüm sayesindedir.”
Eğer ölüm olmasaydı, hayat bu kadar kıymetli olur muydu?
Her anın değerli oluşu, onun sınırlı olmasındandır.
Zamanla yarışırken değil; zamanla barışırken yaşamalı insan. Çünkü ne kadar kaçarsan kaç, ölüm sonunda yetişir.
Seneca’nın dediği gibi;
“Hayatı komedi sananlar, son espriyi iyi düşünsünler.”
Hayatla alay eder gibi yaşayanlar, bazen en ciddi gerçekle –ölümle– yüzleştiğinde donakalır. Bu yüzden, her gülüşün ardına biraz sorumluluk, her şakanın yanına biraz vicdan katmak gerekir.
Ve belki de en anlamlı sözlerinden biri şudur:
“Unutmazsan senin, affetmezsen onun canı acıyacaktır. Affetmek ve unutmak, sadece iyi insanların intikamıdır.”
Gerçek güç, kin tutmakta değil; affedebilmektedir. İnsan affettiği kadar hafifler, unuttuğu kadar özgürleşir. İntikam, bir zehirdir; onu içerken karşıdakinin ölmesini beklersin. Oysa affetmek, en asil zaferdir.
İnsanı yücelten; yaşarken gösterdiği duruş, giderken bıraktığı izdir.
Ölüm herkes için bir son değil, bir eşitleyicidir.
Hayatın anlamı, sahip olduklarınla değil; ardında bıraktıklarınla ölçülür.
Bir gün herkes ölecek, evet… Ama herkes gerçekten yaşamış olacak mı?
Unutma:
Hayatta kaybettiklerimiz kadar kazandıklarımız da bizi tanımlar.
Ve günün sonunda, bir lahitte adın yazılı kalır belki,
Ama asıl mesele, insanların kalbinde ne olarak anıldığındır.