Bir kuzu… Binlerce koyunun arasında, birbirine benzeyen onca tüy, onca baş, onca ses…
Ama yine de, o kuzu annesini bulur. Çünkü aralarındaki bağ görünmezdir ama asla kopmaz.
Doğanın sessiz diliyle, içgüdünün derin sesiyle yolunu bulur.
Tıpkı hayat gibi…
Tıpkı yapılan hiçbir şeyin kaybolmadığı gibi.

İyilik de kötülük de, tohum gibidir.
Toprağa ekildiğinde ne zaman, nerede filizleneceği bilinmez.
Ama mutlaka bir gün boy verir, çıkar ortaya.
İyilik, bazen beklenmedik bir anda bir kapıyı açar.
Kötülük ise, en savunmasız zamanlarda çıkar insanın karşısına.
Çünkü hayat, adaletini zamanla kurar.

Bazıları sanır ki kötülük unutturur kendini.
Zaman geçer, insanlar unutur, hayat devam eder…
Ama unutan sadece zihinlerdir.
Vicdan unutmaz. Kalp unutmaz. Kâinat unutmaz.

Yapılan her kötü söz, her kırıcı davranış, her haksızlık; bir iz bırakır.
Bazen bir kalpte yara olur, bazen bir ömür boyunca taşınan sitem.
Ve bir gün… Kuzu nasıl bin koyun içinde annesini buluyorsa,
o kötülük de binlerce unutulmuşluk içinde sahibini bulur.
Ne eksik, ne fazla… Tam da hak ettiği anda, hak ettiği şekliyle.

İyilik yapmanın kolay olmadığı, ama kötülüğün de cezasız kalmadığı bir dünyada yaşıyoruz.
Her davranışımız yankı yapıyor evrende.
Sustuğumuzu sanıyoruz, ama içimizde bir yer konuşmaya devam ediyor.
Gizlediğimizi düşünüyoruz, ama hayat her şeyi zamanı gelince açığa çıkarıyor.

Bu yüzden, kötülüğü tercih eden insan aslında kendi huzurunu zehirler.
Başkasına diken eken, önce kendi avuçlarını kanatır.
Çünkü adalet bazen mahkeme salonlarında değil, geceleri uykuları kaçıran vicdanlarda tecelli eder.

Unutmayalım ki;
Her şeyin bir dönüşü vardır.
Ve her dönüş, sahibini bulur.
Tıpkı bir kuzunun annesine koşar gibi…
Tıpkı yapılan her kötülüğün sahibine döner gibi…

Unutma…
Sesini bastırsan da vicdan konuşur.
Zaman sessiz olsa da hakikat fısıldar.
Ve her kötülük, sahibine giden yolu çoktan ezberlemiştir.