Zamanın ilerlemesi beni ürkütmüyor.
Yüzümde belirecek çizgiler, alnımda birikecek hatıralar… Hepsi bana yaşadığımı anlatacak. Saçlarımdaki beyaz telleri düşman değil, birer nişan gibi taşıyacağım. Çünkü onlar, geçen yılların boşuna olmadığını fısıldayacak.

Yavaşlamaktan çekinmem. Ayaklarım ağırlaştığında bile yol almayı bilirim. Hafızam kimi anıları geri çağırmasa da, kalbimin hatırladıkları bana yeter. Fakat başka bir şey var ki, ondan korkarım: Bir gün sevdiklerimin omuzlarına istemeden ağırlık olmaktan.

Kendi ayaklarım üzerinde durduğum sürece huzurluyum. Fakat gün gelir de elimden geleni yapamaz, en küçük ihtiyacım başkalarının sabrına bağlanırsa, işte o zaman ruhum incinir. Çünkü insan yaşlandığında yalnız bedenini değil, onurunu da korumak ister.

Yaşlılığım bana ait kalsın isterim. Sessiz bir odada, pencerenin önünde kahvemin kokusunu duyarak, dışarıdaki yağmurun sesini dinleyerek ömrümü tamamlamak isterim. Ağrılar bedenime kazılsa da tebessümümü kaybetmeyeyim. Hatırladıklarım azalsa da öğrenmeye aç kalayım. Ellerim zayıflasa da sevginin sıcaklığını taşımaktan vazgeçmeyeyim.

Ben yaşlanmaktan değil, sevgimin yük yerine yükümlülüğe dönüşmesinden korkarım. Çünkü ömrün sonuna gelirken insanın tek isteği vardır: Sevilerek, hatırlanarak ve onurlu bir şekilde gitmek.

Son nefesim geldiğinde ardımda yorgun bir beden değil, hâlâ canlı bir ruh bırakmak isterim. Ve kimsenin kalbinde "bir yük" olarak değil, "bir hatıra" olarak kalmak…

Çünkü bir ömür; yüzümüze düşen çizgilerle değil, kalplerde bıraktığımız izlerle anlam bulur. Ve ben, bu hayattan giderken ardımda bir gölge değil, sevgiyle anılan bir ışık bırakmayı dilerim.